H. Selim Açan – Paris Komünü: Geçmişteki geleceğimiz

Komün topu topu 72 gün sürmüştür. Fakat o kısacık süre içinde gerçekleştirdiklerinin çoğu, insanlığın kurtuluşuna giden yolda henüz gerçekleşmemiş devrimler için dahi yol gösterici özelliğini -kuşkusuz embriyonik olarak- hâlâ korumaktadır. Okumaya devam et “H. Selim Açan – Paris Komünü: Geçmişteki geleceğimiz”

Birleşik Cephe ve İttifak Üzerine – İbrahim Kaypakkaya

Faşizme karşı mücadelenin aracı”, revizyonistlerin göstermek istediği gibi, “devrimci güçbirliği” safsatası değil, “halkın birleşik cephesidir.” Okumaya devam et “Birleşik Cephe ve İttifak Üzerine – İbrahim Kaypakkaya”

Kadrolar Sorunu – Mao Zedong

Büyük bir devrimi yönetmek için büyük bir partiye ve çok sayıda yetenekli kadroya sahip olmak gerekir. 450 milyon nüfusu olan Çin’de, eğer önderlik küçük ve dar bir gruptan meydana geliyorsa ve Partinin önderleri ve kadroları dar kafalı, dar görüşlü ve beceriksiz kimselerse, tarihte eşi bulunmayan büyük devrimimizi gerçekleştirmemiz mümkün olmaz. Okumaya devam et “Kadrolar Sorunu – Mao Zedong”

Zapatistalardan Dünyanın Dört Bir Yanında Mücadele Eden Kadınlara Mektup

ZAPATISTA ULUSAL KURTULUŞ ORDUSU. MEKSİKA.

Şubat 2019.

Kime: Dünyanın dört bir yanında mücadele eden kadınlara

Gönderen: Zapatista kadınları

Kız kardeşler, yoldaşlar:

Söylemek ya da sizi haberdar etmek istediğimiz şey biraz üzücü, çünkü söyleyeceğimiz şu ki; bu Mart 2019’da, Zapatista topraklarımızda, İkinci Uluslararası Mücadele Eden Kadınlar Buluşması’nı yapamayacağız. Okumaya devam et “Zapatistalardan Dünyanın Dört Bir Yanında Mücadele Eden Kadınlara Mektup”

Lenin’in ‘Stalin vasiyeti’ sahte mi? – Sadık Güleç

Sovyet tarihi konusunda uzman tarihçi Stephen Kotkin’in üç ciltlik Stalin biyografisinin ilk cildi İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Kotkin tarihe ‘Lenin’in Vasiyeti’ olarak geçen, Stalin’in genel sekreterlikten uzaklaştırılması tavsiyesini verdiği ünlü mektubun sahte olabileceğini iddia ediyor. Kotkin, 12. Parti kongresinin hemen ardından ortaya çıkan bu metnin kongrede ezici bir mağlubiyete uğrayan Troçki’den yana tavır alan Lenin’in karısı Krupskaya tarafından yazılmış olduğunu söylüyor. Okumaya devam et “Lenin’in ‘Stalin vasiyeti’ sahte mi? – Sadık Güleç”

Tasfiyeciliğin Tasfiyesi – Lenin

Bu sayısıyla birlikte yayınlanan özel ek­te, okurlar, bolşevik konferansı hakkında bir yazıyla, o kon­feransta kabul edilen kararların metnini bulacaklardır.* [*Bunların bazıları bu kitaba alınmıştır. Bkz: s, 32-38. —Ed] Bu yazıda ise, o konferansın önemini ve konferansta bolşevikler arasından küçük bir grubun ayrılışını, hem kendi kanadı­mız, hem tüm RSDİP açısından değerlendirmek istiyoruz. Okumaya devam et “Tasfiyeciliğin Tasfiyesi – Lenin”

Gerici Parlemento Üzerine – İbrahim Kaypakkaya

En demokratik burjuva cumhuriyetlerinde bile, parlamentonun hakim sınıflar tarafından bir köşeye fırlatılması, iki şeyi değiştirecektir: Birincisi, “bir süre için, parlamentoda, halkı, yönetici sınıfın hangi bölümünün ayaklar altına alacağına, ezeceğine, dönem dönem karar vermek” imkanı ortadan kalkacaktır. İkincisi de, hakim sınıfların temsilcileri artık, “parlamentolarda… ‘saf halk’ı aldatmak ereğiyle gevezelik” yapamayacaklardır. Ama hakim sınıfların hakimiyet araçları ortadan kalkmayacaktır; çünkü hakim sınıfların hakimiyet araçları parlamento değildir.

Komünistler, elbette, “baskı biçiminin şöyle ya da böyle olmasının proletarya bakımından önem taşımadığını” düşünmezler; “sınıf mücadelesinin ve sınıfları baskı altında tutmanın daha geniş, daha serbest, daha özgür bir biçiminin, proletaryanın genel olarak sınıfların ortadan kalkması için yürüttüğü mücadeleyi önemli derecede kolaylaştıracağını” bilirler (age, s. 103). Bu nedenle, “özellikle şartların devrim için uygun olmadığı durumlarda, burjuva parlamentarizmi ahırından faydalanırlar” (age, s. 61); “parlamentoda, halkı, yönetici sınıfın hangi bölümünün ayaklar altına alacağına, ezeceğine, dönem dönem karar vermek” imkanından yararlanırlar; bu nedenle, “şartların devrim için uygun olmadığı
durumlarda”, burjuva anlamda demokratik bir parlamenter düzeni, faşist düzene tercih ederler ve savunurlar; “ama, aynı zamanda, parlamentarizmin gerçekten proleter ve devrimci eleştirisini de bilirler”.
“Şartların devrim için uygun olduğu” durumlarda ise, komünistler, burjuva parlamentarizminin en devrimci olanını bile kaldırıp bir kenara atarlar; kitleleri, biçimi ne olursa olsun, mevcut burjuva diktatörlüğü yıkmak için harekete geçirirler.
Komünistlerin parlamentoya bakış açıları budur. Şafak revizyonistlerinin bakış açısı ise, M. Belli, D. Avcıoğlu burjuvalarının bakış açısıdır.
Bir noktayı daha belirtelim: Burjuva parlamentarizmi, burjuva demokrasisinin bir göstergesi olmakla birlikte, faşist diktatörlükle asla bağdaşmaz bir şey de değildir. Bu konuda Dimitrov yoldaşı dinleyelim:

“Tarihsel, toplumsal ve ekonomik koşullar; ulusal özellikler hatta bir ülkenin uluslararası durumu, faşizmin ve faşist diktatörlüğün değişik ülkelerde değişik biçimlerde gelişmesine yol açmaktadır. Faşizmin geniş bir kitle dayanağı bulamadığı ve faşist burjuva kampın çeşitli grupları arasındaki mücadelenin kesin olduğu birtakım ülkelerde bu rejim, öncelikle parlamentoyu feshetme yoluna gitmez. Sosyal Demokrat Partiler de dahil olmak üzere, öteki burjuva partilerinin biraz meşruiyet elde etmelerine göz yumar. Başka ülkelerde eğer yönetici burjuvazi erken bir devrimin patlak vermesinden korkuyorsa, faşizm, sınırlandırılmamış olan siyasi tekelini kurar. Bunu, ya hemen ya da rakip parti ve gruplara karşı terör yönetimini ve kan kusturmayı artırarak yapar. Kendi durumu özellikle açıklığa kavuşunca bu durum faşizmin, kendi temelini genişletmesini ve sınıfsal yapısını değiştirmeksizin açık terörist diktatoryayı kaba ve uydurma bir parlamentarizmle birleştirmesini engellemez” (abç) (Faşizme Karşı Birleşik Cephe, s. 60).
Demek oluyor ki, bazı şartlarda faşizm, “parlamentoyu feshetme yoluna gitmeyebiliyor”, “Sosyal Demokrat Partiler de dahil olmak üzere, öteki burjuva partilerinin biraz meşruiyet elde etmelerine göz yumabiliyor”, “sınıfsal yapısını değiştirmeksizin açık terörist diktatoryayı kaba ve uydurma bir parlamentarizmle birleştirebiliyor”.

Şimdi, Türkiye’de parlamentonun fonksiyonuna geçelim:
Ülkemizin tarihsel, toplumsal ve ekonomik koşulları, Türkiye’de parlamentarizmin başından beri “kaba ve uydurma” olmasına yol açmıştır. Türkiye’de, yarı-sömürge, yarı-feodal yapıdan dolayı zayıf bir burjuvazi mevcuttur. Zayıf burjuvazi, iktidarını koruyabilmek için daima kitlelerin mücadelesini zorla ve şiddetle ezme yolunu seçmiştir; daha doğrusu o,
varlığı ve iktidarını korumak için buna mecburdur. Öte yandan, ülkemizde iktidara zayıf burjuvaziyle birlikte feodalizm döneminin kalıntısı, kudurgan toprak ağaları sınıfı da ortaktır. Bu sınıf, feodalizmin kanunu olan sopayı ve cebiri, burjuva demokrasisinin yerine geçirmek için sürekli bir çaba harcamaktadır; çünkü tutarlı bir burjuva demokrasisi feodalizmin menfaati ile çelişir. Bu iki nedenle, Türkiye’de burjuva demokrasisi, başından beri, Kemalist iktidar dönemi de dahil, faşizan ve feodal bir karakter taşımaktadır.
Öte yandan, uluslararası durum, burjuvaziyi ve toprak ağaları sınıfını parlamentoyu benimsemeye zorlamaktadır; çünkü parlamentoyu da ortadan kaldıran açık terörist bir diktatörlük, hem içerdeki halk kitlelerinin önünde, hem de dünya demokratik kamuoyu önünde, faşist çehresiyle sırıtıverecek ve kısa zamanda tecrit olacaktır. Kitlelere ve dünya demokratik kamuoyuna karşı “demokratik” görünebilmek, onları aldatabilmek için Türkiye’de hakim sınıflar, başından beri “kaba ve uydurma bir parlamentarizmle” faşist suratlarını maskelemeyi, sınıf menfaatlerine daha uygun bulmuşlardır. İşte, Türkiye’de parlamentonun fonksiyonu budur: Faşizmi maskelemek.
Türkiye’de parlamento, Kemalist iktidar döneminde de vardır ve hatta o dönemde parlamento daha da “kaba ve uydurma”dır. Gerçekte mebuslar seçimle değil, CHP yöneticileri tarafından ve hatta bizzat M. Kemal tarafından tayin edilerek tespit ediliyordu. Tabi ki her bölgeden, kitlelerin en azılı düşmanları, çevrenin en zengini ve nüfuzlusu, ağa, bey, eşraf, faizci, tefeci, patron, yüksek bürokrat vb. meclise dolduruluyor, parlamento böyle teşkil ediliyordu. Şafak revizyonistleri, bu gerçekleri masumane(!) atlayıveriyorlar; “hakimiyet aracı”(!) olarak gördükleri “gerici parlamentoyu” 1950 sonrasına has bir şey olarak görüyorlar. Tekrarlayalım: Türkiye’de gerici parlamento, 1950 sonrasına has bir şey değildir, başından beri, Kemalist iktidar döneminden beri, hatta monarşik meşrutiyetten bu yana mevcuttur ve başından beri de “kaba ve uydurma”dır; faşizmin suratına örtülen “demokratik” bir peçedir.

Post-Marksizmin Eleştirisi – James Petras

“Post-marksizm” neo-liberalizmin zaferi ve işçi sınıfı hareketinin geri çekilmesiyle birlikte moda bir entelektüel tavır oldu. Latin Amerika’da reformist sol tarafından terk edilen alan bir ölçüde kapitalist politikacı ve ideologlar, teknokrat ve muhafazakar tutucu kiliseler (Yahudi cemaatları ve Vatikan) tarafından dolduruldu. Geçmişte bu alan, sosyalistler, yurtseverler, halkçı politikacılar ve “özgürlüğün teolojisi”yle(1) birlikte hareket eden kilise eylemcilerinin egemenliği altındaydı ve merkez sol, ne yukarıdaki politik rejimler içinde ne de aşağıdaki politikleşmiş halk sınıfları içinde etkiliydi. Bugünse, radikal solun yokluğu politik entelektüellerin, sendikaların siyasallaşmış kesimlerinin, kır ve kentlerdeki toplumsal hareketlerin olmadığının kanıtıdır. Günümüzün en yoğun çatışması, bu anlamda, marksizm ile “post-marksizm” arasındaki çatışmadır. Okumaya devam et “Post-Marksizmin Eleştirisi – James Petras”

Kaypakkaya’nın Kemalizm Eleştirisi

1. Kemalist devrim, Türk ticaret burjuvazisinin, toprak ağalarının, tefecilerin, az miktardaki sanayi burjuvazisinin, bunların üst kesiminin bir devrimidir. Yani devrimin önderleri, Türk komprador büyük burjuvazisi ve toprak ağaları sınıfıdır. Devrimde, millî karakterdeki orta burjuvazi önder güç olarak değil, yedek güç olarak yer almıştır. Okumaya devam et “Kaypakkaya’nın Kemalizm Eleştirisi”

Slavoj Zizek – Mao, Sarı Yeleklileri nasıl değerlendirirdi?

Fransız Sarı Yelekliler hareketi günümüz siyasetinin kalbindeki bir sorunu açığa çıkarıyor. Yenilikçi ve taze fikirlere pek aldırış etmeden popüler “görüşe” çok fazla bel bağlamak. Okumaya devam et “Slavoj Zizek – Mao, Sarı Yeleklileri nasıl değerlendirirdi?”

Selin Kaya – Bir Garip Dersim Seçim Tartışması

Bir Garip Dersim Belediye Seçimleri Tartışması ve Ortasında Dersim Halkı

Toplumumuz, öyle kutuplaşmaların içine düşürülüp orta yerinde öylesine yalnızlaştırılıyor ki, bazen bunların görünürleştiği kimi tartışma konularının içeriğine, seviyesine, geldiği hâle baktığında, kahroluyor insan. Okumaya devam et “Selin Kaya – Bir Garip Dersim Seçim Tartışması”